Pazar, Aralık 06, 2009

Haaaaydi Gel İçelim!

Ablamla hem içesimizin hem de sapıtmamızın geldiği bir gün içki ile beraber oyun oynamaya karar verdik. Normalde ve filmlerde insanlar birinini konuşturmak üzere içerler. Bir taraf bir itirafta bulunur aynı şeyi yapan varsa içkisini şat yapar. Bu ve benzeri oyunlar yaygındır. Biz zaten abla kardeş olduğumuz için her şeyimizi bildiğimizden farklı bir şey yapalım dedik. Bizim "hızlı" adıyla öğrendiğimiz (gerçek adını bilmediğimiz) iskambil oyununu oynama karar verdik. Kural basit o el kaybeden votka şat yapacak. Oyun reflekslere dayandığı için bir kaybeden üst üste bir kaç kez kaybetmek durumunda kalıyor şans eseri kazanırsa karşı taraf devamlı kaybetmeye başlıyor. Devamında ne olduğundan bahsetmek istemiyorum. Zaten pek bir şey hatırladığımız söylenemez ama silinmeden önce videolarımızdan izlediğimiz kadarı ile son aşamada iskambil kağıtlarının fırlatıldığı esnada ortaya çıkan ses ile uzaylılarla iletişime geçtiğimizi düşünerek eğlendiğimizi gördük. :)

Bu amiral battı oyunu da bizim gibi sapıtmak isteyenler için üretilmiş. Rakibinizin gemilerinden birini vurabildiğiniz takdirde içkinizi şat yaparken boş haneye geldiğinde su içiyorsunuz. Bu da benzer bir şekilde oynanan XOX oyunu. Sanırım tek rahatsız insanlar biz değilmişiz. Benden ufak bir tavsiye böyle bir oyun oynamaya karar verirseniz bizim gibi odanın bir yerine kamera koyun. Ertesi gün unuttuğunuz şeyleri gördüğünüzde daha çok eğleneceksiniz. :)

Cuma, Aralık 04, 2009

Mangala


Her çocuk gibi bende ablamla ve babamla oyun oynayarak büyüdüm. Bizimki biraz farklıydı özellikle babamla zeka oyunlarını önce kim yapacak, kim daha zeki inatlaşmalarıyla tamamen çözene kadar günlerimizi harcardık. Sanırım tek yapamadığım (hala daha da yapamadığım ve uyuz olduğum şey) Rubik Küpüdür. Abuk sabuk her türlü oyunu oynamışlığımız sonuna kadar çözmüşlüğümüz vardır ancak kendi topraklarımızda gelişen bu oyundan haberdar bile değildim.

Oyunun Türk kültürünü yansıtan bir çok özelliği varmış. Taşlar bizde birçok benzer oyunun aksine tohum yerine asker olarak isimlendirilmiş. Aynı şekilde diğer oyunlarda kendi hanesine taş bırakılmaksızın Mangala'da bırakılıyor. Bu da Türklerin baba ocağına sahip çıkma geleneğinden kaynaklanıyormuş. Bu ve buna benzer bir sürü özelliği olan bir oyun. Oyunu oynamayacak olsanız da en azından tarihçesini bir kez okuyun derim. En sevdiğim özelliği ise oynamak için herhangi özel bir gerece ihtiyaç duyulmaması.

Mangala tahtasında karşılıklı 6'şar çukur var. Oyuncuların kazandığı taşları koyması için iki tane de yanlara büyük çukur açılyor. Buraya hazine deniyor.

Oyun 48 taş ile oynanıyor. Her çukura 4 tane taş konuluyor. Bunlar hazineye toplanmaya çalışılıyor.

İlk oyuncu istediği çukurdan 4 adet taşı alıyor ve birini aldığı çukura bırakarak sağ tarafa doğru (saat yönünün tersine) dağıtmaya başlıyor. Başladığı çukura taş koymak, Türklerin baba ocağını terk etmeme geleneğinden geliyor.

Oyuncunun elindeki son taş hazinesine denk gelirse oyuncu bir kez daha oynama hakkını elde ediyor.

Oyuncunun elindeki son taş, rakip tarafın herhangi bir çukurundaki taşların sayısını çift yaparsa oyuncu o çukurdaki tüm taşları alarak kendi hazinesine koyar. Çift yapma kuralı, Türk inanç ve devlet sistemi tarihinde ikili anlayışı sembolize ediyor.

Oyunculardan herhangi birinin sırasındaki taşlar bittiğinde oyun sona eriyor.

Oyun bittiğinde hazinesindeki taş sayısı 25 ve daha fazla olanlar kazanıyor. Mangala 5 set olarak oynanıyor.


Çarşamba, Aralık 02, 2009

Yeni Mecra

Reklamlar her zaman ilgimi çeker çoğu zamanda burada yer verirdim. Bunu yapmayalı uzun zaman oldu. Bu sürede de yeni bir mecra devreye girmiş. Bence saçma ve işlevsel değil ama yaratıcılıklarını konuşturmuş amcalar. Kim derdi ki bir gün karasinekler işe yarayacak. Bir yapıştırıcı yardımı ile ufak, hafif reklamcıkları karasinekler üzerine yapıştırarak ortalığa salmışlar. Artık kimin neresine konarsa. :) Akıl karı değil yahu sinekleri yakala, tek tek üstlerine reklam yapıştır sonra tekrardan ortama sal. Harcadıkları zamana yazık bence. Bu ara insanlar neden bu sineklere bu kadar taktı merak ediyorum.



Not: Fotoğrafın ve haberin kaynağı "Marketing Türkiye"

Cuma, Kasım 27, 2009

Bayramınız Mübarek Olsun!!!



Perşembe, Kasım 19, 2009

Baldocuk


Adem&Gugu


Gugu & Baldo :)

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Uçan Adam

İstiyorum


2010 için olanından bir adet lütfen!!

Cumartesi, Kasım 14, 2009

Up!

Ice Age 3'e gittiğimde fragmanını izlediğim ve izlemek için yanıp tutuştuğum film. Açıkçası beklediğim kadar güzel değildi ama yine de eğlendim. Animasyonları seyrederken insanların hayal gücüne ve becerilerine hayran kalıyorum. Çocukluklarını kaybetmiyorlar. Benim anca çocukken düşünebildiğim (bu kadar ayrıntılı ve teferruatlı olamıyorlar tabi ki hiç bir zaman) şeyleri amcalar şimdi düşünüyorlar ve üstüne üstlük bunları çok da güzel canlandırıyorlar.

Bu filmin ilk 4 dakikası facebookta "Varsada böyle aşklar sadece cizgi dünyasında..."
adı altında Teoman!ın bir parçası ile birleştirilerek yayınlanıyor. Güzel olmuş o haliyle ama bende maalesef ki katılıyorum bu duruma. Sadece filmlerde oluyor böyle şeyler. Gerçek hayatta oluyorsa da benim çevremde pek bulunmuyor bunlardan.

Bu filmi izlerken aklıma çocukken en sevdiğim kitaplardan biri geldi aklıma. "Kırmızı Balon" Amcamın bana kattığı güzel şeylerden biridir buda. Filmi de vardı onuda bayılarak izlemiştim ama bulamıyorum hiç bir yerde o filmi. Yine olsa yine ağzım açık seyrederim o kadar seviyordum ama yok. :( (Nereden bulabileceğimi bilen varsa söyleyebilir mi bana?) Filmde çocuğu takip eden ondan ayrılmayan kırmızı uçan bir balon var. Uçan balonlara olan sevdam buradan geliyor bile olabilir. Özellikle misket gibi etrafına boya dökülerek yapılmış çocukluğumuzun uçan balonlarını izlemek bende hala aynı keyfi veriyor bana. Yanımdan ayrılmayacak kırmızı bir balon istiyorum ben.









Çarşamba, Kasım 11, 2009

Karagözlü Çingenem

Her sabah olduğu gibi erkenden kalkıp, kalabalığın içinde yürümek için bile yer bulma çabasında üstelik soğukta yürürken haliyle insanın suratı asık oluyor. Tamda böyle kendinden bezmiş suratsız şekilde yürürken bir duvarı geçtiğinizde böyle bir görüntüyle karşılaşmak insanın güne güzel başlamasını sağlıyor. Yüzünüze sabahın ilk ışıklarında kondurdukları salak gülümseme de bütün gün yüzünüzden eksik olmuyor. :D Seviyorum daima neşeli olabilen insanları...


Salı, Kasım 10, 2009

10 Kasım 09.05